“2025 Yılında Pazarlamayı Dönüştürecek 10 Yeni Akım” veya “2025 Yılının İnsan Kaynakları Trendleri” veya “CEO’ların 2025 trendleri” başlıklarını görmeyeniniz veya tıklamayanınız var mı? Ocak sonu hala bu başlıklar sosyal medyada devam ediyor.
Peki, aynı başlıkların 2024 versiyonu ile 2025 versiyonu arasındaki 7 farklı bulun oyunu oynar mısınız desem? Oynadığınız en zor oyunlardan biri olacaktır, buna emin olabilirsiniz. Neden? Çünkü değişim hem gerçekten çok hızlı, bir yandan da kopyala yapıştır içerikleri her yerde büyük kirlilik yaratıyor. Bu ikili etkiyi düşünce dünyasında ve felsefi yaklaşımlar dünyasında da görüyorsunuz.
Mesela Türk Dil Kurumu bu yıl “oyun dünyasına katıldı” ve 2024 yılının kelimesini (doğrusu kavramını olacak) “Kalabalık Yalnızlık” olarak belirledi. Nasıl belirlendiğini merak eden okuyucularım linki inceleyebilirler. Metodoloji şu şekilde: değerlendirme kurulu 7 kavram önermiş, halk oylamasına sunulmuş; 1 milyon kişi de oy vermiş… Oylamaya “değer” görülen diğer kelimeler ise “merhamet”, “yabancılaşma”, “algoritma”, “yozlaşma”, “yapay zekâ” ve “dijital yorgunluk”muş. Bu “değer” görülmenin kriterlerini de açıklasalar hiç fena olmazdı açıkçası.. Aramızda kalsın, bizim iletişimci hocalar bazı son dönem felsefecilerden etkilenip yılın sözcüğünü “yalnız kalabalık” yapmak istemişler. Ve de kılıfına uydurup yapmışlar gibi geldi bana.😊
Biliyorsunuz Oxford da yılın kavramını “Beyin Çürümesi” olarak seçti. Influencer listemizde başı çeken Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker ise, ironi dolu yazısında yılın sözcüğünü “Afiyet” olarak belirlemişti (https://www.patronlardunyasi.com/murat-ulker-2025in-kelimesini-yilin-ilk-gununde-secti-afiyet). Demek istediğim, kavram üretimi de oldukça bol ve önerilen bu kavramlar geride kalan yıldan ziyade, gelecek yılın performansı ile ilgili görünüyor.
Madem öyle ben de sizi 2025 yılının Ocak ayı bitmeden yeni bir kavramla tanıştırmak istiyorum. Bazılarınız daha önceden duymuş olabilir. Bir de benden dinleyin..
Kavramımız “LeadFluencer”.
Dijitalleşmenin liderlik üzerindeki etkisi sadece organizasyonların değil, bireylerin de bu dönüşümü nasıl yönetmeleri gerektiğini sorgulatıyor. Leadfluencer, liderliğin dijital çağdaki yeni yüzünü temsil ediyor. Burada yalnızca bir etkileyiciden bahsetmiyoruz.. İlham veren, değişimi tetikleyen ve toplulukları harekete geçirebilme yetisine sahip olan bir liderden bahsediyoruz.
Leadfluencer kavramını anlamak için atmamız gereken ilk adım, geleneksel liderler ve dijital etkileyiciler arasındaki farkı netleştirmek.
Geleneksel liderler, hiyerarşik yapılarda karar alıcı ve stratejik yön belirleyicidir. Ancak etkileri genellikle organizasyonları içerisinde sınırlı kalmıştır. Buna karşılık, bir influencer dijital platformlar üzerinden bireysel marka yaratır ve geniş bir kitleyle ilişki kurar. Leadfluencer ise bu iki dünyanın kesişim noktasında yer alır. Liderinin stratejik vizyonunu, bir influencer’ın dijital etki gücüyle birleştirir. Bu sayede sadece ekipleri yönetip başarılı iş sonuçları elde etmeye katkı sağlamaz, aynı zamanda geniş kitlelere ilham verir ve onları harekete geçirir.
Doğru strateji ile bir organizasyonun erişemediği kitlelere, bir leadfluencer kolaylıkla erişebilir; hem de çok daha az maliyetli bir medya erişim stratejisi ile.. İlginizi çekti değil mi? Bence çekmeli.
Bir Leadfluencer’ın en belirgin özelliği, otantik iletişim kurarak “güven” inşa etmesidir. İnsanları etkilemek için yalnızca teknik becerilerini ya da unvanını kullanmaz; fikirlerini dijital dünyada paylaşır ve etkileşim kurarak bu fikirlerine kitleleri ortak eder. Bu özellik, sadece bir birey olarak değil, bir markanın temsilcisi olarak da güçlü bir etki yaratmasını sağlar.
Bir önceki yazımda “marka gazeteciliğinden” bahsedeceğimi söylemiştim.. Marka gazeteciliği, en temel anlamda, bir markanın hikayesini, temsil ettiği değerleri, var olan yönetiminin vizyonunu ve öyküsünü yaratıcı bir şekilde anlatma sanatıdır. Leadfluencer’lar ise bu hikayelerin dijital anlatıcılarıdır. Onların liderlik becerileri, bir markanın yalnızca ürünlerini değil, değerlerini ve vizyonunu da topluluklara iletmesini sağlar. Bu, bir markanın dijital dünyada yalnızca bir izleyici kitlesi değil, bir topluluk yaratmasına imkan sağlar. Leadfluencer ve marka gazetecisinin kesişen noktaları oldukça büyüktür anlayacağınız..
Peki siz? Bir lider olarak etki alanınızı şirketinizin duvarlarının dışına taşıyabiliyor musunuz Yanıtınız hayır ise, adım atmak için yarını beklememenizi öneririm.
Geçen haftaydı sanırım Harvard Business Review Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turan , hesabından “Türkiye’de CEO’lar Neden Birer Birer Görevden Ayrılıyor?” başlıklı bir yazı yayınladı. C Level’da hareketlilik var, birçoğu görevinden ayrılıyor, diyor ve olası nedenlerini sıralıyor. Sonra da birkaç arkadaşımıza fikirlerini soruyor. Aralarında ben yokum ama 😊 Serdar Turan’ı severim. HBR Türkiye’yi çok başarılı bir noktaya getirdiğini düşünüyorum, o yüzden araya kaynayıp ben de cevap vereyim.
Sevgili Turan “Leadfluencer” olup olmama meselesini de nedenler arasına alsa iyi olur diye düşünüyorum. Bir C level’ın başarısında artık dijital görünürlük, öykü anlatma, vizyon gösterme performansının büyük payı var. Ama üst yönetici, CEO başarılı olduğu için mi “Leadfluencer” oluyor, yoksa “Leadfluencer” olduğu için mi başarılı oluyor, şu anda bunu söylemek zor. Ama kısa bir süre sonra ikincisinden daha fazla söz edeceğimizden, cevabın netleşeceğinden kimsenin şüphesi olmasın..
Şimdi buyrun 2025’in ilk seçkisini okumaya…
Not: Türkiye’nin LinkedIn Tabanlı Etkileyici Listesi‘nde olması gerekenler lütfen DM’den mesaj göndersinler.
Murat Ülker, Kelly McGonigal’ın İrade İçgüdüsü kitabından yola çıkarak, iradenin geliştirilmesi üzerine düşüncelerini paylaşıyor. McGonigal, iradenin bir kas gibi tükenebileceğini, ancak doğru stratejilerle güçlendirilebileceğini savunuyor.
Kitap, stresle başa çıkma, küçük hedefler belirleme ve farkındalık gibi yöntemlerle, öz denetimi artırmanın yollarını bilimsel bir perspektifle sunuyor.
Ülker, şirketlerinin 13 milyar dolara ulaşan global alım ve birleşme hikayesini paylaşmış. Japonya ve Afrika’da büyük satın alımlar yaptığını belirten Ülker, Afrika’nın kadim tarihinden, kültürel zenginliklerinden ve küresel ekonomideki öneminden etkilenmiş.
Nijerya’daki fabrikasını ziyaret eden Ülker, Afrika üzerine kitaplar okuyarak kıtanın geçmişi ve geleceği üzerine düşüncelerini şekillendirdiğini ifade ediyor. Afrika’nın tarihsel dönemlerini analiz ettiği yazısında, kıtanın doğal kaynaklarına duyulan ilginin ve tarihsel zorlukların kıtanın kaderini nasıl etkilediğini ele alıyor.
Nursel Ölmez Ateş, önyargılara dikkat çekiyor ve kadın liderlerin karşılaştığı direnç ile yoğun eleştirilerin altını çiziyor.
Araştırmalar, kadınların liderlik becerilerinin erkeklerden eksik olmadığını, hatta kadınların üst yönetimde daha fazla yer almasıyla şirketlerin daha başarılı olduğunu gösteriyor. Ateş, liderliğin cinsiyete değil, deneyim, bilgi ve beceriye dayandığını hatırlatarak; fırsat ve yetki verildiğinde kadınların da en az erkekler kadar etkili liderlik yapabileceğini vurguluyor.
“Önyargılar farkındalıkla aşılır,” diyen Ateş, bu önyargıları kırmanın toplumsal eşitlik adına en kritik adımlardan biri olduğuna işaret ediyor.
Akan Abdula, 2025 yılına yönelik tüketici davranışlarını inceleyen kapsamlı bir araştırmadan elde edilen ilk bulguları paylaşıyor. Araştırmaya göre, bireysel değerlerin yerini geçici olarak kolektif hayatta kalma stratejileri alıyor. Özellikle orta gelir segmenti, aile bağlarına yönelerek tasarruf odaklı alışkanlıklar geliştiriyor.
- Aile ve Tasarruf: Orta gelir grubu, dışarıda yemek yeme alışkanlıklarını azaltarak evde vakit geçirmeye ve eğlenceye daha çok önem veriyor.
- Dijitalleşme: Bu segmentte TikTok ve çevrim içi oyunların yükselişi dikkat çekiyor.
- Güven ve Yorum Ekonomisi: Tüketiciler, markaların güvenilirliğini kullanıcı yorumları üzerinden değerlendiriyor ve bu yorumlar satın alma kararlarında kritik bir rol oynuyor.
Abdula, 2025’i markalar için “güveni yeniden inşa etme yılı” olarak tanımlıyor.
Hakan Bulgurlu, Z kuşağının sürdürülebilirlik konusundaki etkisine dikkat çekiyor. Bu nesil, iklim krizine karşı harekete geçilmesini talep ederek, markalar ve şirketler üzerinde baskı oluşturuyor. Bulgurlu’ya göre, Z kuşağının beklentilerini karşılamak için markaların üç temel alanda başarılı olması gerekiyor:
- Kolay ve Sürdürülebilir Seçimler: Çevre dostu ürünler, pratiklikten ödün vermeden sunulmalı.
- Fiyat ve Gezegen Dengesi: Markalar, sürdürülebilir ürünlerin erişilebilir ve uygun fiyatlı olmasını sağlamalı.
- Marka Boykotları ve Tepkiler: Z kuşağı, greenwashing’e karşı duyarlı. Sosyal medyada sahte sürdürülebilirlik iddialarını hızla ifşa ediyor ve gerçek taahhütleri ödüllendiriyor.
Bulgurlu, markaların sürdürülebilirlik çabalarını açıkça paylaşması ve bu konuda dürüst bir iletişim kurması gerektiğini vurguluyor.
Ömer Barbaros Yiş, kariyer hayatındaki iniş çıkışların doğal olduğunu vurguluyor ve önemli olanın gerektiğinde durup düşünerek yanlışlardan ders çıkarmak olduğunu ifade ediyor. Konfor alanını terk etmenin zorluklarına rağmen, yeni bir başlangıç yaparken geçmişteki hatalardan kaçınmanın ve edinilen tecrübelerden faydalanmanın önemini dile getiriyor.
“Benim en büyük diyeceğim şey, aşağı gittiğini hissediyorsan; dur bir düşün. Niye ben aşağı gidiyorum? Bu gidişatı değiştirebilir miyim, değiştiremez miyim?”
Yahya Ülker, baba olmanın erkeklerin beyinlerinde ve bedenlerinde yarattığı etkileri paylaşıyor. University of Southern California’dan bir araştırmaya göre, ilk kez baba olacak erkeklerin gri madde miktarında azalma gözlemlenmiş. Bu değişim, babaların bebekleriyle daha derin bağlar kurmalarına ve ebeveynlikte daha etkin olmalarına yardımcı oluyor.
Bebeklerini ilk kez kucaklayan babalarda oksitosin seviyelerinin arttığına dikkat çeken Ülker, bu sürecin bağlanma hissini güçlendirdiğini belirtiyor. Baba olmanın getirdiği bu fiziksel ve ruhsal dönüşümün, tüm zorluklarına rağmen çok özel bir deneyim olduğunu vurguluyor.
Çisil Sohodol, Jacquemus’un A101’de satışa sunulmasını, lüks algısını yeniden şekillendiren bir strateji olarak değerlendiriyor. Lüksün nadirlik ve ulaşılmazlık mesajı taşıdığını belirten Sohodol, bu adımın erişilebilirlik algısını artırırken, sadık müşterilerde “özel hissetme” duygusunu zedeleyebileceğini vurguluyor.
Doğru bir hikaye ile bu hamlenin markayı yenilikçi gösterebileceğini, ancak algı yönetiminde başarısızlığın markanın lüks statüsünü riske atacağını ifade ediyor. Jacquemus, bu adımla lüksü demokratikleştiriyor mu yoksa riske mi atıyor?
Murat Göllü, 2024’ün krizlerle dolu bir yıl olduğunu vurguluyor ve krizlerden çıkarılan derslerin 2025 için bir pusula olabileceğini ifade ediyor. Kriz yönetimi için 11 önemli noktaya dikkat çekmiş, özenle incelenmeli.
Uğur Demirel, 2024 yılını zorlukların ve fırsatların bir arada yaşandığı bir dönem olarak değerlendiriyor. Dijitalleşmeye yapılan yatırımlarla müşteri deneyimini geliştiren ŞOK Marketler, 2025 yılında mağaza ağını genişletmeyi, sürdürülebilirlik çalışmalarını artırmayı ve yenilikçi stratejilerle büyümeye devam etmeyi hedefleyecekmiş. Yüzde 54 kadın çalışan oranımızla da sektöre öncülük ediyorlarmış, tebrikler.
Güldem Berkman, dayanıklılığın (resilience) iş ve özel hayatta zorluklarla başa çıkma kapasitesini ifade ettiğini belirtiyor. Berkman, dayanıklılığı güçlendirmek için şu dört önemli noktaya dikkat çekiyor:
- Kendine İyi Bakmak: Ruh, beden ve akıl sağlığını güçlü tutmak.
- Duyguları Yönetmek: Duyguları anlamak, sakinleştirmek ve onlara bir anlam yüklemek.
- Problemleri Fırsat Olarak Görmek: Zorlukları bilmeceler gibi ele alarak çözmek ve öğrenmek.
- Destek Sistemleri Kurmak: Doğru insanlarla çevrili olmak ve gerektiğinde destek istemekten çekinmemek.
Berkman, dayanıklılığın doğuştan gelen bir özellik olmadığını, geliştirilebileceğini vurguluyor. Daha az dayanıklı hissedilen dönemlerde bu dört noktayı kontrol etmenin önemine işaret ediyor.
Arda Öztaşkın, platform kapitalizminin çevre krizini pazarlanabilir bir ürüne dönüştürerek, daha sağlıklı bir dünyanın hayal edilmesini zorlaştırdığını ifade ediyor. Özellikle sosyal medyada sıkça karşılaşılan “güzelleştirilmiş kirlilik” görsellerinin, çevre felaketlerine karşı duyarsızlık yarattığını ve bu durumun kolektif algıyı derinden etkilediğini vurguluyor.
Bu estetik manipülasyonun, çevre sorunlarını çözülmesi gereken bir problem yerine kaçınılmaz bir gerçeklik olarak sunarak algıları şekillendirdiğini belirtiyor. Çözüm olarak, dijital medya okuryazarlığının artırılması ve çevre bilincine dayalı içeriklerin desteklenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Şule Yücebıyık, yeni yıl kararlarının çoğunlukla başarısız olmasının nedenini “neden yapıyorum” sorusunun ihmal edilmesine bağlıyor. Çözüm olarak, kişisel bir manifestonun gücüne dikkat çekiyor. Manifesto, değerleri ve hedefleri yazılı hale getirerek, odak kaybı yaşandığında bir pusula görevi görüyor.
Kendi manifestosunu yazmak isteyenlere üç adım öneriyor:
- Derin sorularla başlayın: Değerlerinizi ve inançlarınızı belirleyin.
- El yazısı ile yazın: Cevapları yazın, dinlendirin ve sadeleştirin.
- Hayata geçirin: Manifestonuzu görünür bir yere asarak her gün aksiyon alın.
Şule Yücebıyık, dinlenmenin sadece fiziksel bir ihtiyaç değil, başarıya giden yolda önemli bir yatırım olduğunu vurguluyor. Dinlenmenin 5 farklı boyutunu hayatına dahil etmiş. Dinlenmeyi, hedeflere ulaşmak için en büyük yatırım olarak görüyor ve “Gerçekten dinleniyor muyum?” sorusunu herkesin kendine sormasını öneriyor.
Arzu Deniz Aksoy
Arzu Deniz Aksoy, John Doerr’ın OKR (Objectives and Key Results) sistemine dair vurgularını ele alarak, hedeflerin başarının anahtarı olduğunu ifade ediyor. OKR sistemi, büyük hedefleri net ve ölçülebilir adımlara bölerek başarıya ulaşmayı kolaylaştırıyor.
Aksoy’a göre, hedefler ne kadar ilham verici olursa olsun, somut ve ölçülebilir sonuçlarla desteklenmedikçe başarı mümkün olmuyor. OKR, zorluklarla karşılaştığınızda esneklik sağlar, hatalardan öğrenmenize ve süreci yeniden yapılandırmanıza olanak tanır.
“Büyük hedefler koymak önemli olsa da, onları küçük, yönetilebilir parçalara ayırmak ve her adımı ölçmek, başarıya ulaşmak için atmanız gereken en temel adımlardır!”
Hakan Karamanlı, Türkiye’nin hak ettiği yere ulaşması için çalışmanın önemine dikkat çekiyor. Ülkenin güçlü bir temele sahip olduğunu belirten Karamanlı, ekonomiyi büyütmek ve daha fazla firmaya destek olmak gerektiğini ifade ediyor. 10 şube daha açacaklarmış, hayırlı olsun.
“Çalıştıkça zaten her şey iyiye gider, ona inanıyorum.”
Cenk Akıncılar, konfor alanından çıkmanın bireyler ve kurumlar için gelişim fırsatları sunduğunu vurguluyor. Konfor zamanla alışkanlık haline gelerek, değişim ve yenilik önünde bir engel oluşturabiliyor. Akıncılar, belirsizlikleri aşmanın ve yeni sorumluluklar almanın, motivasyon ve verimliliği artırdığını ifade ediyor.
Michael Easter’ın Konfor Krizi kitabını referans göstererek, konfor alanını terk etmenin bireyleri daha büyük fırsatlara hazırladığını belirtiyor.
Emre Kurtoğlu, 2025 için çok doğru tahminler olarak nitelendirdiği bir yazı paylaşmış; takip etmek gerekiyor. Link aşağıda.
https://www.wsiworld.com/blog/the-future-of-marketing-strategy-5-predictions-for-2025
Gülizar Öcal Doğan, 2024 yılını dondurulmuş gıda sektöründe önemli bir büyüme yılı olarak değerlendiriyor. 2025 için stratejilerini paylaşan Doğan, evde sosyalleşme trendinin süreceğini, yenilikçi ve sağlıklı ürünlere talebin artacağını ve dijital dönüşümün pazarlamanın merkezinde olacağını ifade ediyor.
Cem Demiröz, merakın hem kişisel hem de profesyonel hayatta büyümenin anahtarı olduğunu vurguluyor. “Fazla merak kediyi öldürür, ama tatmin onu hayata döndürür,” sözünün doğru anlamına dikkat çekerek, merakın insanı ileri taşıyan bir güç olduğunu ifade ediyor.
Perakende sektöründeki hızlı değişimlere değinen Demiröz, dijitalleşmenin etkisiyle meraksız kalmanın geride bırakacağını belirtiyor.




