LinkedIn’deki “İş Dünyası Etkileyicileri” serimi biliyorsunuz, bu listeyi Yönetim Kurulu Başkanı / İş İnsanı, CEO, CHRO, CFO ve CMO pozisyonlarındaki liderlerle başlatmıştım. Şimdi ise, şirketlerin stratejik iletişim performansında kritik rol oynayan bir diğer önemli aktörü eklemeyi zamanın geldiğini düşünüyorum: Kurumsal İletişim Direktörleri.
LinkedIn , öğrenmek, kendimizi geliştirmek ve kurumlarımızı ifade etmek için vazgeçilmez bir platform.. Özellikle hissedarlar, CEO’lar ve diğer üst düzey yöneticilerin bu platformda bulunmalarını ve aktif bir iletişim performansı sergilemelerini, Türkiye’de stratejik iletişim ve pazarlama iletişimi alanında 40 yılı aşkın süredir hem öğreten, hem danışmanlık yapan, hem de uygulayan bir akademisyen ve iletişim bilimci olarak çok önemsediğimin altını çizmiştim.
LinkedIn’in, yöneticilerin ve liderlerin iletişim performanslarını sergilemeleri için böylesine önemli bir platform haline gelmesi, günümüz iş dünyasında iletişimin ne kadar kritik bir hale geldiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu platformda yalnızca bir varlık göstermek yeterli değil; liderlerin stratejik ve tutarlı bir şekilde kendilerini ifade etmeleri gerekiyor. İşte bu yüzden, üst düzey yöneticilerin güçlü bir iletişim stratejisi geliştirmelerinin, şirketlerinin hem iç hem de dış paydaşlar nezdindeki itibarını pekiştirmek için kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Medya dünyasındaki değişim, hissedarların, CEO’ların ve tüm üst düzey yöneticilerin iletişimini yeniden gözden geçirmesini ve farklı stratejiler kullanmasını zorunlu kılıyor.
Kurumsal iletişimin stratejik önemi bu noktada daha da öne çıkıyor. Kurumsal iletişimciler, bir şirketin dış dünyaya nasıl göründüğünü, nasıl anlaşıldığını ve nihayetinde nasıl değerlendirildiğini şekillendirirler. Onlar, sadece mesajları iletmekle kalmaz, aynı zamanda bu mesajların stratejik olarak planlanmasını ve şirketin genel vizyonuyla uyumlu olmasını sağlarlar. Kurumsal iletişim direktörleri, kurumların itibarını inşa eden, sürdürülebilirlik hedeflerine yön veren ve kriz anlarında doğru mesajlarla durumu yönetebilen hikaye anlatıcılardır. Şirket başarısında kilit bir rol üstlenirler.
Peki… Kurumsal İletişim Direktörleri yarattıkları bunca değere rağmen, üst yönetimde yeterince temsil edilebiliyorlar mı? Yönetim kurullarında kendilerine koltuk bulabiliyorlar mı? Hem literatüre hem de gözlemlerime göre hayır. Bu Türkiye’de daha fazla hissediliyor, ancak sorun esasında küresel ölçekte. Umuyorum ki listemizde yaptığımız bu güncelleme, bir takım zihniyet değişikliklerini beraberinde getirir ve “etkileyici” tanımının doğru anlaşılmasına katkı sağlayabilir.
Görüşlerinizi merak ediyorum.. Gözümüzden kaçan, sizin radarınıza takılan profesyoneller var ise lütfen benimle paylaşın.
Şimdi buyrun içerik seçkimizi okumaya.
Murat Ülker, şirketlerinin başındaki üst düzey yöneticiler ile röportaj yapmaya başlamış. Bu yeni bir iş.. Ülker’in yöneticileriyle yaptığı röportajlar, liderlerin gerçek hayattan gelen deneyimlerine dayanarak takipçilere ilham veriyor. Liderlik, yenilikçilik ve iş-yaşam dengesi gibi konularda samimi ve içten paylaşımlar sunarak izleyicilere yeni bakış açıları kazandırıyor. Dijitalleşme, yapay zeka ve iş yönetimi üzerine yapılan stratejik sohbetler, iş dünyasında kendini geliştirmek isteyenler için adeta bir yol haritası niteliğinde. Bu röportajlar, izleyicilere hem kariyerlerinde başarıyı yakalama hem de kişisel gelişimlerini ilerletme konusunda pratik ve motive edici faydalar sağlıyor.
- Yıldız Holding CEO’su Mehmet Tutuncu : Bir Aile Şirketinde CEO Olmak
- Penta Teknoloji Kurucusu Mürsel Özçelik
Murat Ülker, bu yeni röportaj serisine ek olarak, Nike’ın CEO’su John Donahoe’nun liderliğinde yapılan değişikliklerle ilgili düşüncelerini paylaşıyor. Ülker, Nike’ın odak noktasını kaybettiğini, yenilikçi olma konusunda rakiplerine geçildiğini ve genç nesillerle bağlantı kurmakta zorlandığını belirtiyor. Ayrıca, Jordan markasının gençlerle bağlantı kurma çabalarından bahsediyor ve “Our Turn” kampanyasının bu konuda önemli bir adım olduğunu vurguluyor. Ülker, Nike’ın bu zorlukları aşmak için stratejik yeniliklere ihtiyaç duyduğunu düşünüyor.
Ömer Barbaros Yiş, son dönemde e-ticaretin gündemde daha fazla yer almaya başladığını belirtiyor ve bu alanda önemli faktörleri listelemiş. Yiş, ülkelerin e-ticarete olan yatkınlığı, dijital pazarlama yatırımları, mağaza çalışma saatleri, AVM yaygınlığı, güçlü pazar yerlerinin varlığı, mobilite gibi faktörlerin online satış payını nasıl etkilediğini anlatıyor. Ayrıca, kampanyalar, kişiselleştirme, mükemmel teslimat ve alternatif ödeme yöntemlerinin online satış başarısındaki kritik rolüne dikkat çekiyor. Kısaca, e-ticarette başarılı olmanın birçok dinamiği olduğuna vurgu yapıyor.
Dr. Fatih Mehmet Gül, 2006 yılında LinkedIn’e katıldığı dönemde platformun nasıl geliştiğini ve kendi kariyerinde ne kadar önemli bir rol oynadığını paylaşıyor. Dubai’de bir hastane kurarken ekibinin %95’ini LinkedIn üzerinden işe aldığını ve açılış gününde hastanenin LinkedIn sayfasının 100.000 takipçiye ulaştığını belirtiyor. Ayrıca, platform üzerinden 103.000 takipçiye ulaştığını ve “Top Voice” rozetini aldığını gururla paylaşıyor. Şimdi, LinkedIn topluluğuna daha fazla katkıda bulunmak için daha fazla içerik üretmeyi hedeflediğini belirtiyor.
Tebrik ederiz.
Mehmet Tütüncü, temkinli iyimserlik kavramına odaklandığı bu paylaşımında, aşırı kötümserlikten ve toksik iyimserlikten kaçınmanın önemini vurguluyor. Temkinli iyimserliğin, dezavantajları ve riskleri göz ardı etmeden, potansiyel ve gelişim olanaklarına odaklanarak çözüm bulmaya yönelik bir yaklaşım olduğunu belirtiyor. Tütüncü, bu yaklaşımın anahtarının sinerji olduğunu ifade ediyor ve ekiplerin sinerji yaratarak güçlü bir liderlik iklimi oluşturmasının önemine dikkat çekiyor. Ayrıca, liderlerin ekiplerine destek olmasının ve hatalardan ders çıkarmanın gerekliliğinin altını çiziyor.
Güldem Berkman, paylaşmanın yalnızca maddesel şeylerle sınırlı olmadığını, aksine, manevi ve duygusal paylaşımların da büyük bir öneme sahip olduğunu vurguluyor. Kendi deneyimlerinden yola çıkarak, dostlarını bir araya getirmenin, akıl ve bilgi paylaşmanın, neşeyi yaymanın insanları nasıl olumlu etkilediğinden bahsediyor. Berkman, bu tür paylaşımların birlik duygusunu güçlendirdiğini ve hem paylaşanı hem de paylaşılanı mutlu ettiğini belirtiyor. Son olarak, takipçilerine bilinçli olarak maddesel olmayan neleri paylaştıklarını soruyor.
Akan Abdula, kira artış sınırının kaldırılmasının beyaz yakalı çalışanları nasıl etkileyeceğini ele almış. Mevcut ekonomik şartlar altında yaşam standartlarının düşmesiyle, beyaz yakalıların artan kiralar karşısında zorlandığını vurguluyor. Özellikle genç beyaz yakalıların bu durumdan ciddi şekilde etkilendiğini ve büyük şehirlerdeki kira krizinin, onların geleceğini tehdit ettiğini belirtiyor. Ayrıca, ofise dönüşün bu sorunu çözmede etkili olup olmayacağı üzerinde duruyor. Kısaca, kira krizi ve beyaz yakalıların bu krizle nasıl başa çıkacağı tartışılmış.
Nazlı Tlabar Güler, iş yerinde önyargıların ve ayrımcılığın ne kadar yıkıcı olabileceğini ve bu durumun organizasyonların potansiyeline ulaşmasının önünde büyük bir engel teşkil ettiğini paylaşıyor. Çeşitlilik ve kapsayıcılığın hem insani bir sorumluluk hem de rekabet avantajı sağladığını vurgulayan Güler, Vodafone’da kadın-erkek eşitliği hedefiyle işe alım süreçlerinde önyargıdan uzak bir yaklaşım benimsediklerini belirtiyor. Ayrıca, nöroçeşitliliğin önemine dikkat çekiyor ve nöro-farklı bireyler için daha kapsayıcı bir iş ortamı oluşturmanın gerekliliğini savunuyor.
Seda Erdem Yılmaz, performans ve güvenilirlik arasındaki ilişkiye dikkat çektiği bu paylaşımında, Simon Sinek’in “Trust vs Performance” videosunu tavsiye ediyor. Yılmaz, yalnızca performansa odaklanan ölçümlerin, kişinin karakterini ve güvenilirliğini göz ardı ettiğini belirtiyor. Yüksek performanslı ancak güvenilir olmayan kişilerin ödüllendirilmesinin tehlikeli olduğunu vurguluyor. Ayrıca, işe alım sürecinde karakter, değerler ve kültüre uygunluğun öncelikli olması gerektiğini savunuyor; “karakteri işe al, yeteneği eğit” prensibini destekliyor.
Nurçin Özkan Koçoğlu, erteleme alışkanlığı üzerine keyifli bir paylaşım yapmış. Koçoğlu, ertelemenin zihninde yarattığı “Rasyonel Karar Verici,” “Anlık Tatmin Maymunu” ve “Panik Canavarı” karakterlerini tanıtıyor. Yüksek lisans tezi sırasında yaşadığı bu mücadeleyi anlatarak, anlık tatminin işleri nasıl ertelemeye yol açtığını ve sonunda panikle işi tamamlamak zorunda kaldığını ifade ediyor. Sonuç olarak, bu süreçten ders çıkararak, küçük adımlarla işleri zamanında yapmayı öğrendiğini belirtiyor. Ayrıca, bu konuda ilgi duyanlara Tim Urban’ın “Inside the Mind of a Master Procrastinator” adlı TED konuşmasını tavsiye ediyor.
Burcu Civelek Yuce
Burcu Civelek Yüce, “the female factor” tarafından dünya genelinde “yeni nesil liderler” arasında yer alarak “dönüşüm lideri” seçilmenin onurunu ve Türkiye’yi bu listede temsil etmenin gururunu paylaşıyor. Burcu Hanım’ın liderlik felsefesi, kalıcı olumlu etki yaratmaya ve büyümeyi teşvik etmeye dayanıyor. Kısa vadeli başarıları, uzun vadeli dönüşüm projeleriyle dengeleyerek, ekibinin bağımsız olarak gelişebileceği bir ortam yaratmayı hedefliyor.
Tebrik ederiz.
Engin Aksoy, sporun iş hayatıyla birçok benzerliği olduğunu düşündüğünü paylaşıyor. Özellikle üst düzey rekabet, insan faktörü, paydaş yönetimi ve liderlik gereksinimlerinin hem sporda hem de iş dünyasında önemli yer tuttuğunu belirtiyor. Aksoy, Daniel Amokachi’nin 1995 FA Cup yarı finalinde yaşadığı ilginç bir olaya değiniyor: Amokachi, takım arkadaşı sakatlanınca, hocasının bilgisi olmadan yardımcı hakeme oyuna girmek istediğini söylemiş ve kendini oyuna aldırmış. Sonrasında Tottenham’a karşı iki gol atarak Everton’ın finale çıkmasına büyük katkı sağlamış.
Aksoy, bu olay üzerinden takipçilerine şu soruyu yöneltiyor: “Ekip lideri olarak, sizin takımınızdaki bir yıldız böyle bir hamle yapsaydı ne yapardınız?”
Tabii, işin sonunda bir avantaj sağlanmış ise, ben de “avantaja oynatırım!” 😄
Yahya Ülker, iş yerlerinde karşılaşılan duygusal manipülasyon taktiklerine dikkat çekiyor. Harvard Business Review’da Luis Velasquez’in yazdığı bir makaleyi referans alarak, duygusal zekası yüksek insanların, başkalarının zayıflıklarını ve güvensizliklerini nasıl fark edip bunları manipüle edebileceğini anlatıyor. Ülker, bu tür manipülasyonların yaygın olarak kullanılan taktiklerini sıralıyor: tehdit ve saldırganlık, mağdur rolü, sürekli negatiflik, dramatik davranışlar ve duygusal şantaj. Ayrıca, bu manipülasyonlarla başa çıkmak için öneriler sunuyor; içgüdülerinize güvenmek ve hemen karar vermemek gibi. Ülker, yazının detaylarını okumayı tavsiye ediyor ve takipçilerinin yorumlarını merak ediyor.
Prof. Dr. Çisil Sohodol, İngiltere’deki iletişim sektörü çalışanlarının ruhsal ve mental sağlığı üzerine yapılan kapsamlı bir araştırmayı değerlendiriyor. Chartered Institute of Public Relations ve Public Relations and Communications Association PRCA tarafından yürütülen “2023/2024 Workplace Mental Wellbeing Audit” sonuçlarına göre, İngiltere’deki iletişimcilerin %91’i son 12 ayda ruhsal sağlıklarının kötü olduğunu bildirmiş. Sohodol, bu verilerin ürkütücü olduğunu ve İngiltere’deki bu durumun Türkiye’deki iletişim sektörü için de endişe verici bir gösterge olabileceğini ifade ediyor.
Türkiye’deki iletişimcilerin de benzer zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirten Sohodol, bitmeyen mesai saatleri, sosyal medyanın 7/24 etkisi, kriz korkusu, artan müşteri beklentileri ve kısılan bütçeler gibi faktörlerin iletişimcilerin ruhsal sağlığını olumsuz etkilediğini vurguluyor. Son olarak, ruhsal olarak kendini iyi hissetmeyen bir iletişimcinin, etkili iletişim kurmasının ne kadar zor olduğunu sorguluyor.
https://www.linkedin.com/in/prof-dr-%C3%A7isil-sohodol-0774311b4/
Şule Yücebıyık, üniversite hayallerine kavuşan gençleri tebrik ediyor ve kendi üniversite yıllarına dair anılarını paylaşıyor. 35 yıl önce Uluslararası İlişkiler bölümünü kazandığında çevresindeki herkesin ona “Mezun olunca ne olacaksın?” sorusunu yönelttiğini ve bu sorunun genellikle kaygı dolu bir merak içerdiğini anlatıyor. Ancak, Yücebıyık, kariyer yolunun zamanla nasıl şekillendiğini ve şu anda ‘sosyal girişimci’ olarak dördüncü kariyerini sürdürdüğünü belirtiyor. Gençlere, bu tür sorulara takılmamalarını, hayal kurmanın ve bu hayalleri gerçekleştirecek adımları planlamanın önemini vurguluyor. Ayrıca, Nardane Kuşcu’nun “Düşü olmayanın işi olmaz” sözünü paylaşarak gençlere ilham veriyor.
Murat Göllü, babasını anarak onun iş hayatındaki değerlerini ve insanlarla kurduğu derin, samimi ilişkileri paylaşıyor. Babasının, ayrım yapmaksızın herkese değer veren, sorunları çözen ve dostlarının her zaman yanında olan biri olduğunu anlatıyor. Göllü, babasının “network” anlayışının, sayılardan çok ilişkilerin kalıcılığı ve derinliğine dayandığını vurguluyor. Babasının, LinkedIn’de kaç bağlantısı olacağı konusunda merakını dile getirirken, aslında onun için önemli olanın bu bağlantıların kalitesi olacağını düşünüyor. Göllü, bizlere gerçek başarının ne kadar çok insanla etkileşimde olduğumuzda değil, bu ilişkilerin derinliğinde ve hayatımıza kattığı değerlerde saklı olduğunu hatırlatıyor.
Arda Öztaşkın, teknolojinin hayatımıza kattığı kolaylıkların yanı sıra, yeteneklerimiz üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekiyor. Özellikle yapay zekanın yaygınlaşmasıyla birlikte, karmaşık görevleri yerine getirme, hataları ayıklama ve özgün çözümler üretme becerilerimizin zayıfladığını belirtiyor. Öztaşkın, bu durumu “deskilling” olarak adlandırıyor ve bu sürecin, teknolojiye olan bağımlılığımız arttıkça daha belirgin hale geldiğini vurguluyor. VAR teknolojisinin hakemlerin kararlarını sorgulatması veya yüksek teknolojiyle donatılmış uçaklarda pilotların yeteneklerini törpülemesi gibi örnekler veriyor. Kendi deneyimlerinden yola çıkarak, bu durumu dengelemek için öykü ve hikâye yazmaya yöneldiğini, bu sayede zihnini aktif tutarak dil ve yazma becerilerini geliştirdiğini paylaşıyor.
Rana Birden, Türkiye İş Bankası ‘nın 100. yılını kutlayarak, bu bankanın hayatındaki derin ve uzun soluklu yerini paylaşıyor. Çocukluğundan itibaren, anneannesiyle birlikte şubeye gitmekten başlayarak, ortaokul yıllarında banka arabalarını hafıza oyunu yapmasına, lise döneminde ilk bankası olmasına ve üniversite yıllarında Beşiktaş şubesine olan bağlılığına kadar birçok anısını anlatıyor. Türkiye İş Bankası’nın profesyonel hayatında da önemli bir yere sahip olduğunu belirten Birden, bu bankanın 40 yılı aşkın süredir hayatında nasıl yakından eşlik ettiğini vurguluyor.
Bu paylaşımın Türkiye İş Bankası’nda çalışmayan birinden gelmesi, bankanın müşteri üzerinde ne kadar derin ve samimi bir iz bıraktığını anlatıyor. Bu bağı kurabilmek, bir marka için gerçekten çok özel bir başarıdır.




